öykü, reklam dünyası dedikodusu falan yayınlayacak.
Sigaradan yorulmuş, yine de sigara bitiminde garip bir hüzünle geceye dönüyor aklım. Pencere kenarında bir döşekte hapisteyim. Bıkkınlığım etrafımı saran soluk babaanne yeşiline bile, sırf o renk olduğu için küfür edecek kadar dolup taşmış halde. Ayağımı yere basmak istemiyorum, gözlerimi tavandan almak istemiyorum. Hafif bir kımıldamayla hala o salonda, hala o döşekte; kiliminden duvarına, döşeğinden minderine, yalnız tavanı beyaz, soluk yeşil mahpusta olduğumun farkına yeniden varacağım çünkü. Babaannemin ölümünü beklediği soluk yeşil odasıyla aramda ince bir duvar var, rahat çift kişilik yatağının da içinde olduğu bir oda burası. Fakat benim bir sabah ölü bir babaanneyle uyanmaktan korkmak gibi bir problemim olduğundan salonda yatmaktayım yine. Fırsat buldukça salonda yatıyorum bu yüzden. İnanır mısınız, gözlerimin dolmasından artık ben bile tiksindim. Gözlerimle aramdaki ilişki öyle laçka oldu ki, hiçbir şey olmasa bile kendi kendilerine nemlenir oldular, bazen iyice abartıp ağlıyorlar. Bense ne olduğunu anlamamış halde, bazen sokakta yürürken, bazen otobüste, en çok da yatmadan önce şaşkınlıkla ağlayışımın sonlanmasını bekliyorum. Hayır, bir şeye üzüldüğümden değil, göz pınarlarım bozuk.
Sinirlerim bozuk.

Liquid decane pinch-off on the surface of water. See the video
Source: Liquid Lenses, UC Irvine Department of Physics and Astronomy
İsyan etmenin de bir adabı vardır, bense sokaktan geçen adamı kendimle birlikte yakmak istiyorum. Dünyanın en güzel şehirlerinden birinde -insanları olmasa en güzeli derdim- güneş görünce gülümseyen saf salak insanlardan biri olarak, artık birilerini dövmem gerketiğini düşünüyorum.
ay söndü, biz sırtını döndü sandık; güneş gölgede kaldığını düşündü.
oysa bütün mesele, kızın yakarışlarının havasız kalışından ibaretti.
Bir paket yıldız… Yalnızlığımın niceliğinden mi, tutkumdan mıdır hayata bilinmez; bir paket yıldız hediye edebilirim.
Derin ve içimi acıtan bir yalnızlığım yok. Geçmiş zamanın her bir sayfasına sorun, hiç karalanmamış olanlara bile, mutlaka bulursunuz birkaç talihli, birileri mutlaka hissetmiştir yalnızlığı. Onlar öyle bir anlatır ki, öyle derin ve buruktur ki acıları; dudaklarından dökülen kederin boyunlarına sarılacağına yemin edersiniz. Oysa nasıl biz, bizim nineler uğruna sırtında taş taşıyan dedenin torunuysak; yalnızlığımız da kanı kaynayan zamandan kalma hislerin torunudur ve dedesine hiç mi hiç benzemez; titremiş, ağlamış, susmuş ve hatta delirmiştir onun genleri bir zamanlar ama artık hatırlamaz.
Benim yalnızlığım, bizim yalnızlığımız yani, boş ve uyuşuktur; renksiz ve acıdan mahrumdur. Maalesef, benim güzel dostum, havaya karışıverdi bu değerli hissiyatımız. Ciğerlerimizde hapsetmemiz gerekirken bir şekilde atmosfere salındı kederimiz. Bu yüzdendir ki aşksızlıktansa, kangren olmuş aşkları tercih ederiz bilmeden. Yankısız bir boşluk, grinin en saydamı ve ölüdür çünkü etrafımızı saran yalnızlık. Hissiz, gereksiz bir yaşam alanıdır; hayatta kalma güdüsüyle yersiz ve gereksiz sinir harplerine meylettirir. Onun benliğimizdeki varlığının farkına varamaz, acısını duyamaz, adını anar ama sıkılırız ondan. Pek sık hatırlamaz, hatta çoğu zaman unutur, rüyasız bir uykunun anlamsızlığında salınırız ve ruhumuz bile duymaz yalnız olduğumuzu. Ve işte bu yüzdendir, belki de bir paket yıldız hediye edebilirim; artık gri değilim.
Üstelik hayatı çok sevdiğimdense eğer, ne benim ne de senin sayendedir. Yıldızları okumak, toprakla konuşmak, şehir kokusundan tiksinmemekle ilgilidir. Gecenin bir yarısı çıldırmayı göze almak, olmayan bir dilde şarkılar uydurmaktandır hepsi. Belki de evde çocuğunu dövdüğünü bilmediğimiz bir teyzeyi sokakta poşet taşırken görünce masumca mutlu olabilmekle de ilgilidir. Ve insanlar geldi, insanlar geçiyor bu toprakların üzerinden; savaşan, yılmayan, dürüst insanlarımın da payı çoktur. Karanlıktan korkmakla da olur hayatı çok sevmek mesela, sinirden ağlamakla da. Varlığımdandır, varlığındandır, olduk bir kere işte, deli cesaretiyle kahkaha atabildiğimizdendir. Yalnızlığı bir kenara bırakıp kalabalık hayata göz kırpmaktır sevmek!
Yalnızlığımın niceliğinden mi, tutkumdan mıdır hayata bilinmez; sana bir paket yıldız hediye edebilirim.
Ruhumu teslim ettiğim bir duvarım var. İkinci sınıftan kalma kuru boyalarımla tablo yapıp astım ruhumu o duvara (zaten hiçbir zaman birinci sınıf olmadık).
O duvar bir dağ evindedir içimde. Dağın kendisinden emin olamasam da deniz, bizim duvarın dışına manzaralıdır.
Dağ evinin hayalini kurarken, bir yandan taş kaldırımları da isterim oysa. Dar sokakları severim misal. İçinde büyüdüğün geniş güvensizlikten olsa gerek. Büyüdüğün küçük eve artık sığamadığında, kendini içinde küçük hissedebileceğin bir yer ararsın ya, öyle işte benimki de. Çünkü artık koltukların minderleri etrafımı saramayacak kadar küçüldü. Çünkü artık yere oturduğumda tavan o kadar da erişilmez gelmiyor. Düşünsenize, artık ayağa kalktığımda bütün evi görüyorum. Artık kapının eşiğine tırmanamıyorum.
Duvarların dışı içimden hallice bakımlıdır. Ne de olsa emaneti büyüktür duvarların. Ne renk olduğuna kadar veremiyorum bir türlü. Ağaçları boyamaya kıyamam zira… Evimin arkası bazen aniden yükselen dengesiz ama yeşil bir araziye döner. Hani reklam renkleri vardır, çok şanslı olanlarınız yakalarlar ancak o renkleri, belli belirsiz bir sarartı vardır yeşilde, ama bilirsiniz ki o yabani otlar en sağlıklı dönemlerini yaşarlar. Bazen dedim ya, çünkü bazen de ormanla kaplıdır evin arkası. Sessiz sedasız içinde yürüdüğünüz, aniden mitolojik bir yaratıkla karşılaşabildiğiniz, ihtimalle üzerinizde vişne çürüğü bir elbise varken. Ama hiç savaş yoktur. hiçbir yaratıkla savaşmıyorum o ormanda. Çoktan yenilmiş bir düşmanın varlığından, binlerce yıl önce yaşanmış bir savaştan haberdar ederim kendimi yine de. Düşman yenildiğine emin olmak isterim o ormanda…
…
“Gecenin içinde adımlarımın adı sessizlik. Olmayan bir fırtınanın benliğini hissediyorum arkamda. Arkamda kıyamet kopuyor, arkamda hayvanlar kaçışıyor, kasırgalar patlıyor az ötede! Kımıltısız ağaç dallarından tek bir yaprak feda etse kendini geceye, çığlıklar atar saçlarımla bağlarım kopardığım etlerimi. Önümde kıpırtısız, zifiri bol keseden bir tablo. Adımlarımın adı sessizsizlik.”
…
Mesela aşkını ip yapıp ruhunu ormana asmış bir kadın olmak isterim. Düşüncesinin acıttığı aşık kadına inancım öyle zayıf ki, yan komşumu rahatlıkla alıp içine koyabileceğim bir masal varken ellerimde, kendimi dar şehirlere atmayı seçerim o masala girmektense. Ah evet, o kadın olmak isterdim. Ormanda, bir ağacın kökleriyle kendini çizmiş bir kadın, kadim bir kadın. Öğrenmiş ve suya dökmüş aşkını, tüm hayatını. Bıraksanız, orada kabuk bağlamış kalbiyle taştan bir heykel gibi durabilecek, gözleri artık çok çok uzakları gören bir kadını seven, ona hayat verebilecekken hayatını ondan almış bir adamın varlığına bile varım hani, gelip kurtaracaksa kadını…
…
“Gözlerimin önünde fırtınayla sevişen bir deniz… yavrularını kıyılara kayalara vuruyorlar mavinin en koyusunda, bir kalenin yamacına. Fersahlar ötesinden hissettiğim yalnızlığın var dudaklarımda. Kadın dolmuş ağzın, beynin darmadağın. Bırak da öleyim artık! Sıramı savdım sana, artık bırak da öleyim! Tere bulanmış ruhun. Ve ben, fersahlar ötesinden yalnızlığının bekçisiyim.
Kadehlerine kinini dolduruyorsun, gözlerin kısılmış, nefret dolusun. Bir mızrağa girmedikçe kalbin; kendin koşmadıkça ayakları senden temiz ölüme; söyle bana, kendi açtığın boşluktan girmedikçe hava, nasıl temizlenir ruhun?
Oysa şarap, yalnızca benim tebessümümle temizdi. Şimdi bırak beni. Öldürmeyeceksen kendini, ben ölür azat ederim kendimi.
Güneşin yokluğunda, arkamda fırtına, önümde ölüm duruşu. Dünyanın kucağını beşik edinen sen sevgili, çok uzakta… artık ne etin ne fikrin aşabilir kasırgalarımı. Acizliğimi ormana hibe ederken ben, Tike’nin Yer’i, fikrimi alıp gidiyorum diyarından.”
…
Derken fırtınaları aşmıştır ruhu Arap atından şövalye. Tike, son gözyaşını da dökmeden göle, adam kadının yanına usulca ilişir ve.. ?…
Nasıl kurtarabilir ki bir adam bir kadını? Bilsem yazardım. O sırada ağacın üzerinde yürüyen tırtılın hislerini anlatabilirim size, ama kadını kurtarmaya gelen bir adamın hangi sözleri fısıldayacağını nereden bilebilirim?
Bu yüzden sonraki adımda size masalın benim açımdan olan versiyonunu anlatacağım; evimin arkasında dengesiz ve yeşil bir arazi olacak.